20 Ağustos 2022 - Cumartesi

OPERA SANATÇISI KEMALİYELİ YEKTA KARA

Yazar - Muzaffer Ayhan Kara
Okuma Süresi: 5 dk.
Muzaffer Ayhan Kara

Muzaffer Ayhan Kara

-
Takip EtGoogle News

Yekta Kara’yı tanır mısınız? Ben 1980’lerde önce sanatçı olarak tanıdım. 1987’de de hemşehri olduğumuzu öğrendim. Bunun hikayesi de var, anlatacağım.

Yekta Kara operaya; sanatçı, rejisör ve yönetici olarak yıllarını veren operamızın önemli bir ismi. Örneğin, 1997’yi baz alırsak, opera sanatçısı ve rejisörlüğünün yanında İstanbul Devlet Opera ve Balesi Müdürü ve Genel Sanat Yönetmeni olarak görüyoruz kendisini.

Hemşehri Olduğunu Öğrenmemin Hikayesi;

Bir ara rahmetli Ali Taygun’la Gökkuşağı adlı haber-aktüalite dergisinde beraberdik. Tiyatro Sanatçısı ve Yönetmeni Taygun, aynı zamanda yazıya, gazeteciliğe de meyilliydi ve derginin de Genel Yayın Yönetmeniydi. Çok sıcak bir insan olan Taygun bir gün heyecanla dergideki odama geldi ve yekten “Bizim hanımla akrabalık var mı?” diye sordu heyecanla. Çünkü ben de eşi gibi hem Erzincan kökenliydim hem de soyadım Kara idi.

Meğer, benim uzaktan tanıdığım ve sahnede opera piyeslerinde izlediğim Yekta Kara, Taygun’un ikinci eşiymiş ve ben de bunu öğrenmiş oldum! Oysa o zamana kadar yine Tiyatro Sanatçısı olan Meral Taygun’u biliyordum Ali Taygun’un eşi olarak. Tabii, anlaşılır bir şey; Meral Hanım ayrılsa da Ali Bey’den, bir oyuncu olduğu için tanındığı soyadını kullanmaya devam etmiş.

Böylece, Ali Taygun’la sohbetimizden Yekta Hanım’la akraba değilsek de hemşehri olduğumuzu öğrenmiş oldum. O da Kemaliye’denmiş meğer.

Dış Görünüşü Zaten Başlı Başına Bir Opera

Gazeteci Tuba Çandar, yirmi yıl kadar önce bakın Yekta Kara’yı nasıl anlatmıştı:

Dış görünüşü zaten başlı başına bir opera. Opera gibi muhteşem. İri bir beden, gür ve gösterişli saçlar, kocaman gözler, yüksek volümlü kahkahalar ve tınısı güçlü bir ses tonu.

Operadaki olağan dışılık boyutu Yekta Kara için de geçerli. Yaşıyla orantısız bir özgeçmişe sahip. 1978’de başlayan kariyeri boyunca verdiği şan konserleri, rol aldığı ve yönettiği operalar saymakla bitmiyor. Ama asıl önemlisi onun operaya getirdiği çağdaş anlayış. İlklere damgasını vuran sanatçı kişiliği. İlk kadın opera rejisörü, ilk kadın opera müdürü ve Genel Sanat Yönetmeni.

Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’nü alan ilk operacı. ABD’de opera yönetmiş ilk Türk rejisörü, İtalya Cumhuriyeti Liyakat Nişanı ile ödüllendirilen ‘kadın şövalye’.

Hiçbir şey gündelik hayattaki gibi değil operada. (…) Kısacası bir tutkular dünyası opera. Ya Yekta Kara? O da bir tutku insanı mı? Bir kere, ‘En iyisi orta yoldur’ diyenlerden değil. Daha lise yıllarından fark etmiş bu özelliğini. Ya 10 alan bir öğrenciymiş ya da kırık. Ya hep, ya hiç diyen bir kişilik.

Diyelim ki rejim yapıyor; ağzına tek bir lokma koymadığı sıfır kalori rejimini seçiyor. Yediği zaman ise Allah ne verdiyse. Eğlenceyse sabaha kadar, çalışmaksa non-stop.

Operanın hayatının diğer alanlarını belirlediği söylenebilir mi? ‘Kesinlikle. Daha Almanya’da akademide öğrenciyken, benden 17 yaş büyük ağabeyim Berke Vardar’dan şunu öğrendim: Orta halli işler yapmak sanatla bağdaşmaz. Memur zihniyetiyle düzgün işler yapılabilir belki ama bu sanat olmaz. Resimde de olmaz, edebiyatta da, müzikte de. Hele operada hiç olmaz. Almanya, İtalya, Fransa gibi opera geleneğine sahip ülkelerde bile yapamazsın bunu. Hele burada hiç. Biz 350 yıllık farkı bir şekilde 50 yılda kapatmışız. Şimdi hem onlarla boy ölçüşmek durumundayız hem de operayı Türkiye’de daha yaygınlaştırıp sevdirmek.’

Özel hayatında en duyarlı olduğu konu oğlu Haydar Can. Ama çocuk yetiştirmek adına operadan uzaklaşmayı aklına bile getirmemiş. Çünkü sanat beklemez. 2,5 yaşındaki oğlunu kaptığı gibi operaya taşımış Yekta Kara. Ve yaşıtları müziği oyuncaklardan çıkardıkları seslerden keşfederken, kendisini La Boheme’in sahnesinde bulmuş Haydar Can. Bunu Turandot ve Aida’daki rolleri izlemiş. Şimdi de Carmen’in çocuk korosunda söylüyor. (…)

Gelelim operanın tiyatro ile ilişkisine. Yekta Kara, çağdaş bir sahne sanatı olarak gördüğü operada müzik tiyatrosu anlayışını savunmuş hep. Wagner’in Uçan Hollandalı’sı, Puccini’nin La Boheme’i, Richard Strauss’un Salome’si hep bu MusicTheater anlayışının cesaretle uygulaması sonucu ortaya çıkmış. (…)”

***

Yekta Kara, bu sıra dışı sanatçı hemşehrimizin hayallerinde hep opera olmuş. Şimdi, Ali Taygun hayatta değil. AKM kapalı olduğundan bu yana ben Yekta Hanım’ı uzun süredir bir opera sahnesinde izleyemedim. Ama okurlarıma, hemşehrilerimize topraklarımızın böyle bir büyük sanatçı yetiştirdiğini hatırlatmak istedim.

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.