NİTELİKLİ İNSAN, ÜRETEN TÜRKİYE…
İsmail Yücel
 

Değerli Kardeşim Sedat Sevim’in davetiyle yenilenen erzincanlilarinsesi.com’da ülke gündemine dair görüşlerimi fırsat buldukça sizlerle paylaşacağım.

Kemaliye’nin güzel Köylerinden birisi olan Akçalı Köyünde doğdum. İlk ve ortaokulu Kemaliye’de tamamladıktan sonra, 1980 yılında henüz 14 yaşındayken anne ve babamdan, köyümden, Kemaliye’den ayrılarak gurbete çıktım.

Lise, üniversite, iş hayatı derken hayat mücadelem devam edip gitti.

Maliye ve Gümrük Bakanlığı’nda vergi yoklama memuru, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde danışman, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ile Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’nda Daire Başkanı, Genel Müdür Yardımcısı, Genel Müdür ve Müsteşar Yardımcısı olarak tam 30 yıldır devlet kapısında Milletimize hizmet etmenin gurur ve onurunu yaşıyorum.

10'uncu ve 11'inci Beş Yıllık Kalkınma Plan hazırlanmasında Ticaret Hizmetleri Özel İhtisas Komisyonu Başkanlığını yürüttüm. 2010 yılından bu güne kadar yaklaşık 10 yıldır da Kemaliye Kültür ve Kalkınma Vakfı (KEMAV) Başkanı olarak ait olduğum kültüre ve yöreye hizmet edebiliyor olmanın onurunu yaşıyorum.

***

Çağımızın en önemli sermayeleri bilgi ve zamandır. Bilgiyi zaman içerisinde uygulama ile birleştirmiş insanların birikimlerini toplumla paylaşması gerekir.

Siyaset kelimesinin karşılığı devlet işlerinin yürütülmesi ve düzenlenmesidir. Farklı siyaset anlayışlarının devlete ve millete etkilerini anlatmak için yürütülen işlerin tamamına da kısaca politika, bu işleri yürütenlere de politikacı diyoruz.

Ülkemizde politikacı denince de genel olarak; siyasi partilerin Mahalle Temsilcisi dahil, Belediye Meclis Üyesi, İl Genel Meclisi Üyesi, İlçe ve İl Başkanı, Belediye Başkanı, Milletvekili, Bakan ve partilerin üst yöneticileri anlaşılmaktadır.

Devlet işlerinin düzenli ve verimli yürütülmesinin ilk şartı ise, kamunun ihtiyaçlarının doğru tespit edilmesidir. İhtiyaçlarını doğru tespit edemeyen siyaset kurumu kaynakları da verimli kullanamaz.

 

Siyasetin temel amacı, geleceği imar etmektir. Geleceği imar etmek ise; öncelikle doğru eğitim ve öğretimle mümkündür. Toplumun kendi ihtiyaçlarını doğru tespit edebilmesi ve bu ihtiyaçların refahı artıracak şekilde karşılanmasını talep edebilmesi, sorgulayabilmesi ve hesap sorabilecek bir bilinç düzeyine ulaşması sürdürülebilir bir ekonomik kalkınmanın temel şartıdır.

Devletimizin en büyük ihtiyacı nitelikli insandır. 10'uncu Beş Yıllık Kalkınma Planında ana tema nitelikli insandı. Plan döneminin (2014-2018) sonu itibariyle bu alandaki hedeflerimize ulaşabildiğimizi söylemek mümkün değildir.

Cehaleti yenmeden yoksulluğu yenemezsiniz, cehaleti yenmeden çatışmaları, kini, öfkeyi, nefreti, öteki duygusunu yenemezsiniz. Cehaleti yenmeden ahlakı toplumun tüm kesimlerinde yaşanabilir hale getiremezsiniz. Cehaleti yenmeden toplumda adaleti, hak ve özgürlükleri tesis edemezsiniz. Cehaleti yenmeden refahı artıramaz, var olan refahı da topluma adil bir şekilde yaygınlaştıramazsınız.

Cehaleti eğitimle yenerek; muhakeme yeteneği olan, analitik düşünebilen tanımlı ve nitelikli insan kaynağını geliştirebilirseniz her kademede nitelikli siyasetçilerin seçilebilmesine ve atanabilmesine yani çok daha iyi yönetebilen kadroların oluşmasına imkan sağlamış olursunuz.

Bugün siyasetin insan kaynağı, ülkemizin ihtiyaçlarını karşılayabilecek durumda değildir. Adaletin sağlanabilmesi için kamu kaynaklarını kullanan siyaset adamlarının ve bürokratların emanet-ehliyet-liyakat esasına göre seçilmesi veya atanması gerekir. Nitelikli insan kaynaklarımızın artırılması nitelikli seçmen, seçilen ve atanan nitelikli kadroların oluşmasının en temel koşuludur.

 

Toplumun ihtiyaçlarının doğru tespiti, bu ihtiyaçların öncelik sırasının doğru belirlenmesi sadece politikacının işi olmamalıdır. Yani bir ilin ve ilçenin sosyal ve ekonomik ihtiyaçlarının tespit edilmesi işi; sadece siyasi partilerin il ve ilçe başkanlarının, milletvekilinin, belediye başkanının işi değildir.

Demokrasi kurum ve kurallar bütünüdür. Kuvvetler ayırımı olarak ifade ettiğimiz yasama, yargı ve yürütme güçlerinin bir birinden bağımsız, birbirleri üzerinde vesayet kurmadan faaliyetlerini sürdürmesi demokrasimizin temelidir. Demokrasinin ekonomik kalkınmaya ve refaha katkı sağlayabilmesi için sistem içerisinde yer alan tüm kamu-sivil kuruluşların ahenk içerisinde birbirlerini tamamlayarak çalışması gerekir.

Sivil topluma dayalı kalkınma modeli; toplumda ihtiyaçların doğru ve adil bir şekilde belirlenmesi ve adil bir şekilde kullanılması için en etkili yoldur.

Mevcut Anayasamızın 135. maddesi kamu nitelikli meslek kuruluşlarını tanımlamış ve özellikle bazı kamu nitelikli ekonomik faaliyetlerin bu kuruluşlar eliyle yürütülmesine imkan vermiştir.

Bu çerçevede, kamu gücü kullanarak faaliyet alanlarında hizmet sunmaya çalışan oda ve borsalar, esnaf ve sanatkar odaları ve birlikleri de kamu nitelikleri itibariyle birer siyaset kurumları olarak değerlendirilmelidir. Bu kuruluşlar kanunlarla elde ettikleri kaynakları verimli kullanmakla görevli ve sorumludurlar.

Bir ilde faaliyette bulunan ticaret ve sanayi odasının, esnaf odalarının temel görevi üyelerinin mesleki faaliyetlerinin ve ekonomik çıkarlarının geliştirilmesine katkı sağlamaktır. Bir il odasının görevini iyi yapmış olması o ilin ticaretinin ve sanayisinin gelişmesi yani daha fazla üretmesi demektir. Odaların bu anlamda kaynaklarını doğru projelere aktararak faaliyet alanlarında refahın artmasına katkı sağlaması gerekir.

 

Bir anlamda kamu nitelikli kuruluşlar siyasetin gündemini belirlemeli, politikacının bu gündemi yönetmesi ve şehirlerin ihtiyacını bu gündeme göre yürütmesi gerekir. Oda üyelerinin de kendi yöneticilerini bu anlamda dikkatle takip etmesi ve sorgulaması gerekir.

Yıllarca oda ve borsalar ile esnaf ve sanatkarlar camiasının ilgili Genel Müdürü ve Müsteşar Yardımcısı olarak görev yaptım. Oda ve borsaların, esnaf ve sanatkarlar odalarının siyasetin gündemine katkı sağlayabilecek kadar etkin ve verimli çalıştığı il ve ilçelerin çok daha kurumsal bir anlayışla daha hızlı geliştiğini ve daha fazla ürettiğini gördüm.

Bu anlayışa sahip şehirler, üretim odaklı çalıştıkları için de dedikodulara, gruplaşmalara, kısır çekişmelere, politik kavgalara zamanı kalmamaktadır. Kamu sivil toplum işbirliği içerisinde üretime odaklandığımız zaman Ülke genelinde büyük bir sinerji oluşacaktır.

 

Ülkemizin en büyük hastalıklarından birisi de hamasettir. Milli olmak, yerli olmak, milliyetçi olmak, manevi değerlere bağlı olmak hamasetle olmaz. Takım tutar gibi siyasi parti taraftarı olmakla da olmaz. Milli olmak, milliyetçi olmak, yerli olmak, manevi değerlere bağlı olmak, ancak; bilgi ile olur, bu Ülke ve Milletimiz için daha fazla değer üretmekle olur.

Ben bu ülkeyi seviyorum diyen herkes önce kendisini bilmeli, ülkesini bilmeli, ülkesinin değerlerini bilmeli ve sevmeli, işini iyi yapmalı, işini ihmal etmemeli, işini ihmal edenleri de ihmal etmemeli ve onlara fırsat vermemeli.

Kişi kendi doğrularını bilgi ile oluşturamamışsa, başkalarının doğrularına mahkum olabilir.

 

Hamaset kifayetsizlik ve cehalet göstergesidir. Bir özdeyişle bitirelim "Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz"

Yorumlar